İstanbul Sprint Triatlonu

2020

Selamlar uzun zamandır yazamıyordum. Yaklaşık 1 yıl önce yazdım son raporumu. Araya herkesi etkileyen ancak biz sporcuları X2 etkileyen bir pandemi girdi. 2020 de tek koştuğum yarış olan Runatolia da, havaalanındayken, yurtdışından gelen sporcuların hepsinde maske vardı. O zamanlar pandemi tabirini bilmemekle birlikte virüsün her sene düzenli olarak haberlerde bahsedilen Asya nın şu bölgesinde adı altında senelik marjinal haberlerden olduğunu varsaydık. Hava alanındaki turistlerde gördüğümüz maskeleri, yabancı disiplini, tedbir alan Avrupalılar şeklinde yorumlayıp pek de önemsemedik. Daha maske ile tanışmamıza 2 ay vardı. Tüm bu gariplikler içinde keyifli bir yarış geçirip birkaç ay sonra pandemi ile tanıştık. Herkes sağlığı için endişelenirken, biz sporcular hem sağlığımız hem de kondüsyonumuz için endişeliydik. Belki çoğu insan için önemsiz olabilir ancak hedefi olup bu doğrultuda düzenli antrenman yapan insanların önlerinden bu hedef kalkarsa çok büyük boşluğa düşerler. Zaten belirli hedeflerle bile oldukça güç olan antrenmanlar daha da zorlaşmaya başlar. Bilinmezlik bir süre sonra can sıkıcı olmaya başlıyordu. Şu yarış olur mu bu iptal mi şeklinde süre gelen bir yıl geçti.

Bu dönem içinde triatlon ile daha çok ilgilenip, ona dönük antrenmanlar yapmak istesem de havuzların kapanması ile mart sonunda yüzmeye veda ettim. Zaten en kötü branşım olan yüzme bu talihsizlik ile bu sene bitmişti benim için. Bunun yerine gene bir eksik yanım olan bisiklette oldukça ilerleme kaydetmiştim. Yarışların olmamasını fırsat bilip +250k lık birkaç şehirler arası sürüş yapıp dayanıklılık kazanmıştık. Bisiklet performansım yüzümü güldürürken ana branşım olan koşuda gerilediğimi görüyor ancak herhangi bir hedef olmadığı için çok da önemsemiyordum. Açıkçası koşu performansımı geliştirmek için başladığım bisiklet koşunun önüne geçmiş vazgeçilmezlerim arasına girmişti artık. Bu şekilde biten yaz yavaş yavaş yarışların başlaması ile hareketlenmeye başlamıştı. Esnetilen kurallar ile birkaç yarış yapılabilmesi bizi de heyecanlandırıp antrenman yapmaya motive etmişti. Geriye yarış seçip hazırlanmak kalmıştı.

Hazırlık süreci

Öncelikle Ordu olimpik mesafe triatlonuna kayıt olmak istesem de o hafta sonu çalışmam gerektiği için bu yarışı kaçırdım. Akabinde açıklanan İstanbul sprint triatlonu kafamı kurcalamaya başladı. Gitmek istiyordum ancak sprint yarış için 6-7 saatlik bir araba yolculuğu yapıp yapmamak konusuna biraz üşenerek yaklaşıyordum. Esasen ultra maraton branşında olduğum için uzun süren performansları hem daha çok seviyor hem de daha başarılı oluyordum. 1-1,5 saat sürecek bir yarış için çok fazla yol gidilecekti ve buda bana çok mantıklı gelmiyordu. Ancak bu sene yarış olmaması ve seneyi de bu şekilde kapatmak istememem ağır bastı ve hem hava değişikliği hem de spor bahanesiyle gitmeye karar verdim. Yarışa çok az süre kalmıştı, aylardır brick antrenmanı yapmamıştım, mart ayından beri yüzmemiştim. Bunlar beni korkutsa da yarışın sprint mesafe olmasından dolayı çok da umursamıyordum. Amacım triatlonu öğrenip gidebildiğim kadar eşik değerlerimde yarışı tamamlamaktı. Yarışa kadar 2 adet brick yapabildim. Birkaç transition 1 – 2 çalışması yapıp bisiklete nasıl binmeliyim? nasıl inmeliyim? ayakkabımı hızlı nasıl giyerim? çorap kullanmalı mıyım? gibi gibi çok da alışık olmadığım dertlerin çözümlerini aramaya başladım. Tempolu birkaç sürüş yapıp ardından tempolu birkaç koşu yapıp bacaklarımın durumunu öğrenmeye çalıştım. Aylardır aksattığım birkaç interval ve tempo antrenmanı yaptım. İlk triatlon için bu kadar tempo odaklı çalışmak istemesem de oraya kadar gidip emek harcamamış olmakta istemiyordum. Açıkçası beni tek endişelendiren nokta yüzme idi. Daha önce hiç açık suda tempolu bir yüzme yapmadığım gibi 8 aydır da yüzmüyordum. Yarış benim için sudan çıktığım anda bitecekti bir nevi. T1 pisikolojik eşiğimdi. Buradan sonrası bir şekilde biterdi nasılsa.

İstanbula vardığımızda Fatih deki spor İstanbul merkezinden yarış kitimi aldım ve Beylikdüzüne yarışın yapılacağı noktaya gittik. Amacım bisiklet parkurunda bir tur atıp, hem bisikletin son ayarlarına bakmak hem de virajları yokuşu ve parkuru gözlemekti. Ancak yolda yoğun bir yağmur başladı. Alana vardığımızda yağmur iyice şiddetlenmişti. Bu yağmurda bisikleti arabadan çıkartıp pisletmek istemedim. Eşimi bir cafeye bırakıp bisiklet parkurunu koşmaya başladım. yokuşa geldiğimde biraz tereddüt de kaldım. Haritaya göre
parkur burasıydı ancak triatlon yarışlarında olamayacak kadar dikti yokuş. Koşarak bile zor tırmanabildim. Aslında yokuş bisiklette en kolay üstesinden geldiğim kısımdır ancak bu kadar yokuş tırmandıktan sonra bacakların koşuya nasıl tepki vereceğini tahmin edemiyordum. Yokuş bitiminden sonra uzun bir iniş
vardı. 2 adet tehlikeli sayılabilecek viraj vardı. Yerlerinde ıslak olması ile çok tehlikeli bir hal alacaklardı. Buraları aklıma not edip 5 k lık parkuru koşarak bitirdim. Ekipler de triatlon alanını kuruyorlardı. Onlara kolay gelsin deyip döndüm.

Akşam yarışın teknik toplantısını dinlerken yarışın iki dalgada olacağını benimde ikinci dalgada çıkacağımı öğrendim. Bu nereden baksan 2 saat fazla uyku demekti ki daha iyi bir şey olamazdı. Şans şimdilik yaver gidiyordu ve tüm bunlarla birlikte yarış için dinlenmeye çekildim.

Yarış sabahı

Alarmın çalmasıyla karanlık bir sabaha uyandım. Hava kapalı, sağanak bir yağmur sert bir rüzgar vardı. Aklıma hemen deniz geldi. Böyle bir havada nasıl yüzebileceğimi düşündüm. Ultra maratonlarda da bu sorular gelir hep aklıma bu kadar km nasıl koşulur diye. Başlayınca bir şekilde bitiyordu. Suya girince bir
şekilde yüzülür gibi düşündüm. Hafif bir kahvaltı yapıp malzemeleri toplayıp eşimle yola çıktık. Yağmur oldukça şiddetliydi, silecekler sona yakın çalışıyordu. Böyle havalarda bisiklet sürmüştüm ancak bunun bir yarış temposu olması ve yokuş aşağı virajlar biraz endişelendiriyordu. Tüm bu düşüncelerle alana vardık. İlk dalga yeni sudan çıkıyordu. Eşim yarışlara aşina idi, daha önceden katıldığım yarışlara gelip destekçim olurdu ancak oda ilk defa bir triatlon yarışı görüyordu. Ona işin mantığını anlattım. ne şekilde yüzeceğimizi bisikletin ve koşunun çoklu etaplar şeklinde olduğunu, transition alanını ve ne yapılacağını kabaca anlattım. Alanda yağmur eski şiddetini kaybetse de hala yağıyor, yerlerde oldukça ıslaktı.

benimde içinde bulunduğum 2. dalga startının 10 da başlaması gerekiyordu ancak 09:30 da bir açıklama yapıp bisikletleri 10:40 da koyabileceğimiz söylendi. Hava muhalefeti ile parkur zorlaşmış beklenen saatte
tamamlanamamıştı. Ancak 11:00 gibi girebildik bisiklet alanına. Lastiklerime son kez hava bastım. Değişim alanında veya yarışta lastik patlaması ihtimali bile tüylerimi diken diken ediyordu. Yarış sprint mesafe olduğundan yanıma el pompası yedek iç lastik vs almayacaktım. Olası bir patlak yarışın bitmesi anlamına geliyordu. Sosyal mesafe sebebi ile bisikletlerin arası baya açık kalmıştı. Bu bir bakıma iyi bir şeydi. Eşyalarımı yerdeki plastik kasaların içine koyup son bir kez etrafım baktım. diğer insanlar kasklarını nasıl
koymuştu gözlük ayakkabı nasıl bırakmışlardı göz ucuyla kontrol ettim. Sudan geldiğimde bir şeyleri atlama ihtimalime karşı her şeyi sıra ile koydum. Daha önce çorapsız antrenman yapmadığım için çorap giyme kararı aldım. Değişim alanından çıkıp yüzme için sıraya geçtim ve beklemeye başladım.

Yarış

Yarış numaralarına göre ikişer sıralanıp aralıklı şekilde 2 şer 2 şer çıkışyapılıyordu. Her çiftin arası 10 saniye gibi bir süreydi. Sıram yaklaştıkça öneilerliyor ilerledikçe de nabzım yükseliyordu. Öyle ki suya gireceğim sırada nabzım 140 lar civarında idi. Daha önce hiç bir yarış başlangıcında bu kadaryüksek nabzı görmemiştim. Denize bakıyordum çok bulanıktı. Yağan yağmur kirli bir görüntü vermişti. Alışmak için suya girmemiştim. Ne olursa ilk atladığımda olsun şeklindeydim. Sonunda önümdeki ikilide suya girmişti. yanımdaki arkadaşla sıranın en önüne geçtik. Geri sayım düdüğü bizim için sayılmaya başladı. O an sanki ilk defa yarışır gibi heyecan kapladı içimi. Çalan son düdükle birlikte koşarak suya girdim. Birkaç adım suda koştuktan sonra suyunda derinleşmesi ile denizin içine doğru atladım. Adrenalinden mi yoksa gerçekten mi öyle olduğunu anlayamadım ancak suyun içi dışarıdan daha sıcaktı. Bir nebze olsun içim rahatlamıştı ancak açık sudaki en büyük sıkıntı sadece havuzda yüzen insanlar için başkadır. Havuzda altınızdaki çizgi, gitmeniz gereken yönü tayin eder ve ona bakarak gidebilirsiniz. Denizde ise yeterince tecrübeniz yoksa sürekli kafanızı çıkartıp dubaları kontrol etmeniz gerekiyor. Buda yüzme ritmini bozup hem yavaşlamak hem de fazladan yorulmak anlamına geliyor. Bir başka tercih de yanınızdakini takip etmek ancak bununda iki olumsuz sonucu olabilir. Ya oda yanlış giderse onunla kaybolabilir yada hızı sizden hızlı veya yavaş olabilir
iki durumda yarışı kötü etkilerdi. Benim yanımdaki arkadaş hemen gözden kayboldu. Birkaç saniye harici göremedim kendisini. Zaten su çok bulanık görüş mesafesi azdı. Sadece bana yakın birçok deniz anası görüyor, bazılarına kulaç atarken elliyor yüzüme, boynuma ve ayaklarıma değişlerini hissediyordum. Normal
zamanda rahatsız olacağım bu durum yarış ortamından mıdır nedir pek etkilemedi beni.

İlk duba çok ilerde idi. Tam seçemiyordum ancak önümde yüzen kalabalığa ara ara bakarak doğru yöne gitmeye çalışıyordum. Aslında deniz gözlüğü ile onları da çok net göremiyordum, sadece arkalarında bıraktıkları beyaz köpükleri görebiliyordum. Bu şekilde bir süre gittikten sonra etrafımda hiçbir şey
görememeye başladım. Durdum ve kafamı kaldırdım. Yanıma gelen bir kanocu bana sol tarafımı işaret ediyordu. Sola baktığımda diğer yüzücülerden bayağı uzaklaşmıştım ve dubada çok uzağımdaydı. Tekrar kafamı sokup o tarafa yüzmeye başladım ancak akıntıdan mıdır bilmiyorum, bir türlü yaklaşamadım dubaya.
Tekrar daha şiddetli yüzmeye başladım resmen su ile kavga ediyordum. Teknik sahibi bir yüzücü değildim ancak havuz antrenmanlarımın aksine formum çok bozulmuştu denizde. Yağmurun durmasıyla birlikte artan rüzgarda denizi biraz dalgalı bir hale getirmişti. Tekrar kafamı sudan çıkartıp etrafı kontrol ettim. Bu sefer zar zor gördüğüm duba ve diğer yarışmacılar hiç gözükmüyordu. Geriye döndüm ve bu seferde dubayı geçtiğimi anladım. Yarış birden tatsızlaştı. Denizin ortasında demoralize olmuştum. Mecbur geri döndüm ve benden çok sonra çıkan bir guruba yetiştim. Biraz rahatlamıştım çünkü bu gurup anladığım kadarı ile açık su tecrübesi olan yüzerken aynı anda konumlarını belirleyebilen kişilerden oluşuyordu. Bana görece biraz yavaşlardı ama onları geçip tekrar kaybolmak istemedim. Çok güç harcamadan onlarla birlikte yüzerek karaya ulaştım. Sudan çıktığımda saatimi t1 e geçirmek için bastığımda 19.5 dk gördüm.

Ben 13-14 dk gibi yüzeceğimi öngörmüştüm. Tabi buda biraz daha moralimi bozdu. Halıda koşarken eşimi görünce bir nebze yüzüm gülse de T1 deki heyecan hemen durumu normale getirdi.

Bisikletim, sudan çıktığım yere yakın, hemen ilk sıralardaydı. Yere oturup çoraplarımı giydim, ardından gözlük ve kaskımı taktım bisikleti bardan çıkartıp halıda koşmaya başladım. Çıkış noktasına geldiğimde bisiklete tek bacağımı attığım anda, yandaki hakem ‘senin numaralığın nerede?’ diye sordu. Bir anda numaralığımı kasada unuttuğumu fark ettim. O an bisikleti kenara bırakıp geri dönüp koşarak mı alsam yoksa bisikletle mi koşsam diye ufak bir düşündüm. Daha sonra yol çıkışını kapatmamak adına bisikletle dönüp koşmaya başladım. Herkes T1 den yola doğru çıkarken ben bisikletle koşarak geri dönüyordum. Diğer
yarışmacılar ve seyirciler bana bakıyordu. Herkes bir yana ben bir yana koşuyordum. Kasadan numaralığımı aldım ve belime taktım. Kilit mekanizması bir türlü oturmuyordu yerine. Sonra mekanizmanın dış tarafının çatlak olduğunu bu yüzden tutmadığını fark ettim. Baya zaman kaybettiğimden belime bir düğüm atarak tutturdum ve tekrar bisiklet ile koşmaya başladım. Koşarken çok az bisiklet kaldığını fark ettim. Suya ilk girenlerden biri olmama rağmen daha bisiklet başlamadan bu kadar geride kalmak bana durumu biraz sorgulattı. Yarışa asılmalı mıydım? yoksa keyfini çıkartarak kendimi yormadan bir hafta sonu aktivitesine mi dönüştürmeliydim. Daha sonra hep trafikte bisiklet sürdüğümü, şuan yolların kapalı ve sadece bize tahsis edildiği aklıma geldi. Böyle fırsatlar bisiklet için yok denecek kadar azdır. Bu yüzden elinden geldiğimce
kendimi zorlayıp parkurun hakkını vermeye karar verdim. Bisiklete bindim ve arkadan gelen rüzgarında etkisi ile düz yolda gücümü pedala vererek ilerledim.

Yaklaşık 1 km sonra yokuş çok dik şekilde başlıyordu. Buraya ilk geldiğimde ne kadar önemli bir yer olduğunu anladım. Buraya yanlış hızla girmek büyük hata olurdu. Tamda böyle düşünürken önümdeki yarışmacı küçük ayna kola geçemeyip kilitli pedalın etkisi ile düştü. Onun önündeki kişide aynı durumu yaşadı ancak normal pedal olduğu için bisikletten inerek telafi etti durumu. Buradaki stratejim, rublemi değiştirmeyip ön ayna kolu küçültüp yokuşu ayakta çıkmaktı. Lakin yokuş sonlara doğru çok dikleşiyordu ayakta çıkmak dahi çok zorladı. Ancak her şeye rağmen bu yokuşta yaklaşık 20 civarı kişi geçtim. Bu bende biraz endişe yarattı. Acaba koşudan önce çok mu zorluyordum kendimi? Daha sonra yokuş bitimindeki düzlük ve sonrasındaki iniş ve iki teknik viraj. Bu iki viraj beni çok gerdi açıkçası. Bir tanesine +55 km civarı hızla diğerine de gene +50 km ile giriliyordu. Yerler ıslaktı ve düşme riski vardı. Buralardan geçerken fren yapmakta sıkıntılıydı çünkü arkadan gelende duramaya bilirdi. Yağmur durmuştu ancak yerler sırılsıklamdı ve yokuş aşağıdan start tagına kadar çok güçlü bir kafa rüzgarı olmuştu. Bura yokuştan daha çok zorladı. Bu 5 km lik loop dan 4 adet tamamladık. Her yokuş da yaklaşık 15 – 20 civarı kişi geçmiştim. Bisiklet parkurunda yalnızca 1 kişi geçmişti beni. Onunda yarış 1. si olduğunu öğrendim sonradan. 20 km lik parkurun bitimiyle, iniş çizgisine gelmeden bisikletten indim. Bu iniş olayını biraz çalışmıştım. Elit atletler gibi koşarak inmeyi başarabilmiştim 😀 .

T2(Bisikletten koşuya geçiş bölümü ) ye geldiğimde barlarda 10 – 15 civarı bisiklet gördüm. Yani 2. dalga çıkan yarışmacılar arasında ilk 15 civarı kişi içindeydim. Bu duruma çok şaşırdım çünkü çok süre kaybetmiştim. Hemen bisikletimi asıp ayakkabılarımı giydim ve koşu parkuruna başladım.

İlk 500 mt ye istediğim hızda başlasam da bisiklet parkurundaki efor ve brick antrenmanlarının eksikliği hemen gösterdi kendini. Nabzım yükselmese de bacaklarım istediğim hızda götüremiyordu beni. Buda yetmezmiş gibi çok ciddi bir kafa rüzgarı vardı. Gidiş ve dönüş arasında ciddi fark ediyordu hızım.
Onlarca koşu yarışı koşmama rağmen ilk defa böyle bir gel git parkurda yarışıyordum. Bir garip geliyordu bu durum ama eğlenceliydi. Ne nabzımı nede hızımı istediğim yere getiremedim. Kendimce vasat bir koşu performansının ardından son turumu da atıp bitiş çizgisinden geçtim.

Su ve madalyamı alıp eşyalarımı arabaya yükledim. Yarışın kalanını izlemek istiyordum ancak hem ertesi gün işe gidecek olmam ve önümde 6 – 7 saatlik yol olması hem de pandemi den ötürü çok kalabalık ortamda kalmamak istemem sonucu yola çıktım. Yolda birçok arkadaşım arayıp yarışın nasıl geçtiğini sordular. Açıkçası süreme bile mola verdiğimde bakabildim. Tüm aksiliklere rağmen çok keyif aldığım bir yarış olmuştu. Tekrar katılmak için can attığım bir branş olacağa benziyor. Ancak bu sefer spesifik antrenmanları daha iyi yapıp daha az hata ile bitirmek istiyorum. 

Birkaç gün sonra bir arkadaşımın, sonuçlar açıklandı yaş gurubunda derecen var demesi beni çok şaşırttı. Böyle bir şey çok mümkün gelmedi başta ama federasyonun sitesine girince gerçekten de vardı. Durumu federasyona bildirmemle madalyamı bana gönderdiler. Kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim. Bu zor günleri atlatıp daha güzel aktivitelerde görüşmek üzere…

Meriç Aşer

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s